Görmeyen gözler ile destan bir yaşam! ”Benim sadık yarim kara topraktır…”

Melis Ayvallı Neoluyoo Haber Müdürü

“Güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa” sözü, nasıl bir insan olduğunu, kim olduğunu anlatmaya yeter de artar bile… Bunu bilmek, bunu söylemek ermişlik, feylesofluk işidir, dünya da kabul etmiştir bunu zaten…

Tanıdınız mı? 

Görmeyen gözler ile destan bir yaşam; AŞIK VEYSEL…

Aşıklık geleneğinin unutulmaya yüz tuttuğu bir zamanda ortaya çıkan ve 20.yüzyıl Türk Halk Şiirinin önde gelen siması olarak kendini kabul ettiren Aşık Veysel Şatıroğlu, 1894 yılında Sivas ili Sarkışla ilçesinin Sivrialan Köyü’nde dünya’ya gelmiştir. Babası Karaca Ahmet, annesi Gülizar Hatun’dur.

Yedi yaşına kadar akranları gibi sağlam ve gürbüz olan Veysel bu yaşta yakalandığı çiçek hastalığı sonucu sol gözünü kaybeder. Hastalıktan etkilenen sağ gözüne perde iner. Bu gözü ile nispeten görebilirken, sağım esnasında annesini beklemekteyken ineğin vurması sonucu sağ gözünü de tamamen kaybeder.

Gözleri görmediği için babası ona, 10 yaşına geldiğinde halk şiirlerini ezberletmiştir…

25 yaşında ilk evliliğini, 27 yaşında ise ikinci evliliğini yapar…

Karanlık ve ızdırapla tanışan Veysel’i düştüğü boşluktan kurtarmaya çalışan baba Karaca Ahmet, oğlunu 10 yaşında bağlama ile tanıştırır. İlk dersini köylüleri molla Hüseyin’den daha sonra da baba dostu Çamşıhlı Ali Ağa’dan alan Veysel 1933 yılına kadar Pirsultan Abdal, Aşık Kerem, Karacaoğlan, Yunus Emre ve Emrah gibi tanınmış ustaların eserlerini çalıp söyler.

Yıllar geçmektedir, 1919 yılında 25 yaşında ilk evliliğini yapar. İki yıl aradan sonra annesi ve babasını kısa aralıklarla kaybetmesi onu derin acılara ve çaresizliğe sürükler. Sonrasında eşinin de kendisini terketmesiyle Veysel daha da yıkılır.

1921 yılında hayatını ikinci eşi Gülizar hanımla birleştiren genç Veysel’in bu evliliğinden ikisi erkek altı çocuğu olur.

“Güzelliğin beş para etmez, bu bendeki aşk olmasa” HİKAYESİ; ESMA…

Veysel her genç gibi evlenmek istiyordu. Gönlünün içinde akıp duran sözleri başkalarına söyleme zamanı gelmişti artık… Aşkın ne derin bir şey olduğunu bilir, bütün sözlerini aşk üzerine söylerdi…

“Güzelliğin beş para etmez, bu bendeki aşk olmasa”  sözleri dökülüverdi dudaklarından bir gün… Kim bilir kimin için söyledi bu sözleri ? Bu derin, bu anlamlı sözü dünyada kaç kişi söyleyebilirdi. Böyle sözler söyleyen adamın aşkı ve evliliği de nasıl olurdu kim bilir ?

Küçük yaşta gözlerini kaybettiği için, etrafındaki güzellikleri gördüğü kadarıyla hatırlıyordu… Mavi göğü, akan dereleri, gökyüzüne uzanan ağaçları görmüşlüğü vardı da, hatırladıklarını bunca güzel anlatması nasıl oluyordu ? Günler günleri kovalarken, belki aşık oldu birine, belki de gönlünden geçirdi. Kimselere söylemedi ama onun evlilik saatinin geldiğini düşünen babası Veysel’i yanına çağırıp;

”Oğul evlenme zamanın geldi. Dileriz ki, evlenip bir yuva kurasın” dedi.

Gözlerini gözlerine dikip, derin derin bakamayacak, evleneceği kızın nasıl olduğunu bilemeyecek…

Veysel, ailesinin söylediklerini onaylıyordu. Onaylıyordu da, gözleri görmeyen bir adamın evliliği nasıl olacaktı ? Sıkıntılı günler yaşadı, belki de derdinin üstüne dert kattı. Onu isteyecek kız, bir ömür boyu onun gözleri de olacaktı. Gözlerini gözlerine dikip, derin derin bakamayacak, evleneceği kızın nasıl olduğunu bilemeyecek, sadece anlatılanlardan yola çıkarak, kafasının içinde canlandıracaktı belki ama bu evlilik onun hayatının akışını değiştirecekti…

Veysel evlilik kararına ”Tamam!” deyince, ailesi onun için kız aramaya başladı. Günlerce süren gidip gelmeler, Veysel’in içini daha çok sıkmaya başlamıştı. Gözleri görmeyen biriyle evlenmek hemen kabul edilecek bir şey değildi. Ona söylemiyorlardı belki ama o biliyordu ki, gittikleri bir çok kapıdan geri dönüyordu anne ve babası.

Artık onun kaderi belli olmuştu; “Esma”

Günler sonra bir gün müjdeli haberle geldiler eve. Akrabalarından birinin kızı olan Esma ile evlendireceklerdi onu. Esma güzel kızdı, çalışkandı, köy yerinde koşturup duracak, işe güce bakacak kadar da hamarattı. Veysel sevincinden uyuyamadı o gece. Sabahı sabah etti. Sanki sabah olduğunda güneşin ışıdığını görecek gibi keyifliydi. Artık onun kaderi belli olmuştu: “Esma”

Esma ise ağladı, karaları bağladı. Belki gönlünde biri vardı, belki de gözleri görmeyen birinin karısı olmak fikri zor gelmişti. Ailesine, istemediğini söylediyse de, onu dinleyen olmadı…

Esma’nın kaderi Veysel’di ve Veysel’le bir ömür geçirecekti…

Veysel ile Esma evlendiler… Her köy düğünü gibi adetler, gelenekler, yemeklerle başladı hikâyeleri. Çok uzun zaman beklemediler de evlenmek için, evlilik kararı alınmışsa, bir an önce olup bitmeliydi.

 

”Veysel ile Esma hayatlarında yeni bir adım daha atmışlardı…”

 Buralar köy yeriydi, sonra dedikodusu, sıkıntısı bitmezdi. Sivrialan köyünde bir yuva daha kurulmuş, Veysel ile Esma hayatlarında yeni bir adım daha atmışlardı…

Gönül gözü açıktı Veysel’in…

Dışarıda sazıyla, sözüyle insanları mutlu eden, herkesin ilgisini çekip, güzel sözler söyleyen Veysel, evlilikle birlikte huysuz, kıskanç biri haline geldi. Karısının yaptığı her şeyden kuşkulanıyor, kıskançlıklarıyla onu canından bezdiriyordu. Köy yerinde baba evine dönmek olmazdı. Esma zaten istemeyerek gelin geldiği bu evde, hiç mutlu değildi… Evliliklerinin en başından beri mutlu olamamışlardı ikisi de. Bu arada garip bir şey oldu. Komşularından biri olan Hüseyin ile Esma’nın arasında bir aşk başladı. Hüseyin’i uzaktan görür severdi Esma. Belki de, eskiden beri duyduğu bir sevda yeni yeni açığa çıkıyordu. Bunu anlayan Veysel, daha bir sıkmaya başladı Esma’yı. Gözüyle gördüğü bir şey yoktu ama karısının başka birini çok ama çok sevdiğini anlıyordu…

Gönül gözü açıktı Veysel’in. Kendisinde de hata olduğunu biliyordu. Uzun zamandır çok sıkmıştı Esma’yı ama gönlü dayanmıyordu olup bitenlere de… Çok seviyordu Esma’yı, onun kılına bir zarar gelsin istemiyordu. Onun da gönlü yanıyordu…

“ Buralardan gidecekler,perişan olmasınlar…”

”Bu böyle olmaz,aklını başına al” dedi ama Esma hep bir şey olmadığını söyledi durdu. 8 senelik evliydiler. 8 senedir kıskançlık, huysuzluk ve anlaşmazlıkla geçen dönemi bitirmek istiyordu Esma. Daha çok gençti ve Veysel ile en başından beri yapamıyordu. Bundan sonra da olacağı yoktu . Bir gün Hüseyin’le göz göze geldi Esma, uzun zamandır bakıştıkları, uzaktan uzaktan gönüldaş oldukları Hüseyin’le, el ele tutuşup kaçıverdiler oralardan… Gönüldü bu, sevmişti Hüseyin’i bir kere. Hüseyin de Esmaya gönül vermişti. Onların kaçacaklarını çoktan anlamıştı Veysel, gözleri görmüyordu ama gönlü söylüyordu ona bunu. Kaçacaklarını anladığı gece, Esma’nın çorabının içine bir miktar para koydu Veysel.

“ Buralardan gidecekler, perişan olmasınlar “ diye..

”Zalim kafir yetim koydu kuzumu…”

Veysel, perişan oldu Esma’dan sonra. Yemeden içmeden kesildi, evden dışarı çıkmaz oldu. Esma’nın arkasından durmadan söylediği bir şey vardı artık.

Bağlamasını eline aldığında, dudaklarından dökülen hep aynı sözlerdi:

 “Bir vefasız zalim yare bağlandım
 Tarih üç yüz otuz beşte evlendim
  Sekiz sene bir arada eğlendim
Zalim kafir yetim koydu kuzumu”

Veysel, Esma’nın onu bırakıp gitmesinden sonra iyice yalnız kaldı. Elinde sazı, sabahtan akşama kadar çalıp söyler, içindekileri dökerdi…

Bir zaman sonra Gülizar ana ile evlendirdiler onu. İçindeki yangını söndürmek, yaşadıklarını unutmasını sağlamak, yeni bir evlilikle mümkün olacaktı belki de…

Gülizar ana da onu sevdi. Gönüldaş,eş,arkadaş oldular, 7 çocuk doğurdu Gülizar ana Veysel’e ölünceye kadar da başından ayrılmadı… Aşık Veysel, ömrünün son günlerinde, huzurlu, mutlu bir evlilik geçirdi…

kara toprağa dönüş…

Yarım yüzyıldan fazla sanatına gönül vermiş olması karşılıksız bırakılmamıştır. 1965 yılında TBMM, ana dilimiz ve milli birliğimize katkılarından dolayı özel kanunla vatan hizmet tertibinden o’na maaş bağlamıştır.

Aşık Veysel 21 mart 1973 tarihinde, sadık yari kara toprakla kucaklaşarak aramızdan ayrılmıştır…

Bizler ise, onu, kara toprağın üzerinde, sevgi ve saygı ile hatırlıyoruz…